Archive for Kasım 2008

 

 

Bir süredir yoktum  sayılarını bir benim bir de Allah’ın bildiği düzenli okurlarımın farketmiş olduğu üzre. Ne sebeplerini açıklayarak sizleri sıkmak isterim ne de şimdi derin derin psikoanaliz yapmaya niyetliyim. Şu kadarı iktifa eder herhalde: Sıtkım sıyrıldı Türk siyasetinden. Şehvetle seven ve şehvetle buğz eden bildiği,  inandığı doğruları ifade etmekte fazla stratejik te davranmayan biri olarak “iyi” bildiklerim, müdafasını yaptıklarımdan beklentilerim fazla yüksek olduğu kanaatine vardım. Zira son bir kaç ay içerisinde bazı şahıslar, gruplar, kuruluşlar hakkında gözlemlediklerim “bunların hepsi de aynı, sadece tarafları farklı” noktasına getirmedi ise de ciddi hayal kırıklıkları yaşattı fakire.

 

Aslında bu noktaya defalarca gelmiştim daha once ama “Söylesem tesiri yok , sussam gönül razı değil” diyen şairin ve “and at least until tomorrow I’ll never fall in love again” (en azından yarına kadar bir daha asla aşık olmayacağım) diyen şarkıcının  halet-I ruhiyesi fikriyat ve özel hayatımın güzel bir tasviridir. Bazen sükut bazen ikrar ağır basmıştı. Bu son ay da sükut dönemi idi. Önümüzdeki zamanları Allah bilir. Ben öyle fazla planlı programlı, beş  yılık on yıllık ikbal planları yapan biri değilim zira.

 

Bir de özel hayat cephesinden:

 

1. Annemin yokluğuna alışmak: Zor iş. Annemi kaybettiğimde “henüz ne olduğunun farkında değilim. Sonradan koyacak biliyorum, hep böyle olur” demiş idim. Öyle oluyor. Hayatımın kalan kısmında koymaya devam edecek biliyorum.

 

2. .Dede oldum gene!  Hatta büyük dede oldum demek daha doğru olur. Zira anne de baba da babaanne de benim çocuklarım. Bilmeyenler için “çocukllarımn” dört ayaklı ve bıyıklıdırlar (bkz.

Çetem ile tanışmışmıydınız?

Bu yavrulara da açık kalpler ve mekanlar arıyoruz).

(daha&helliip;)

Reklamlar

Read Full Post »

( 29 Nisan, 2008’de yayınlandı)

Vakit Gazetesi’ni nerdeyse hiç okumam; kendilerinden öğreneceğim fazla şey olmadığı için. Hakları gasp edilen başörtülülerin haklarını savunduğunu, mağdur mazlum İslami entitelerin sesi olmaya çalıştığını biliyorum. Ama beni daha fazla “bileme” dışında bir işlevinin olmadığını da düşünüyorum bu “siyah Müslümanların” gazetesinin. Ne feraset, ne basiret ne bilgi olarak bu gazetenin bana verebileceği fazla bir şey olmadığı kanaatindeyim. Abdurrahman Dilipak’in birikimine saygımı da ifade edeyim bu vesile ile de hakki kalmasın.

Bu Hüseyin Üzmez karakterini 30 kusur yıldır bilirim. 1952 senesinde Ahmet Emin Yalman’a suikast teşebbüsü ile hapse giren “ilk sağ eylemci”’nin “fikir adamı” olduğunu duyardık ama bu eylem dışında herhangi bir fikri ile müşerref olduğumu hatırlamıyorum. Ahmet Emin Yalman gibi faşizan, Cumhuriyet seçkincisi, laikçi bir karakterden nefret etmiş olması anlaşılması zor değildi; hatta sempati duyma sebebi idi o zamanlar. Birçok arkadaş için bu rüştünü ispatlamaya “mücahit ağabey” olması için yeterli idi, her ne kadar onun ismini duyduğum 70’lerde bizler “milli görüşçü” gençlik olarak şiddetin hiçbir türlüsüne bulaşmamış olsak da.

25 yıllık ayrılıktan sonra ülkeye döndüğümde Akit Vakit olmuş idi ve bu
zat Vakit yazarı idi. Bir iki yazısını tamamen veya kısmen okudum. Fikir adına fazla sunacak bir şeyi olmadığını; serseri kurşun gibi sağa sola rikoşe yaptığı yargısına vardım.

Devamı

Read Full Post »