Archive for Temmuz 2008

 

Karar en fazla bir iki  saat icerisinde çıkacak.

 

Dava acıldığı andaki öngorüm bu işin bir ölümü gösterip sıtmaya razı etme operasyonu olduğu idi. Kararın açıklanmasına en fazla saatler kala papatya falcılarının coğu da bu öngörüye yönelmiş durumda.

 

En azından ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Mark Paris’i yalancı çıkarmak ve kararı kendi hür iradeleri ile verdiklerine bizi inandırmak için bu işi cumaya bırakmayacakları belli idi.

 

Yerseniz. (devamını oku…)

Read Full Post »

UEFA Kupası’nda gösterdiği kendisinden beklenenin çok üstünde başarıdan dolayı milletçe gurur duyduk Mılli Takım ile. Fatih Terim, Arda,  Semih, Servet, Nihat ve diğerlerinin hepsi birer milli kahraman oldular. Hatta son kamuoyu yoklamasında güvenilirlikte bildik “en güvenilir kurumu” geride bıraktılar.

Şimdi de futbol başarısının aksine, başarılarının gerçek toplumsal  etkileri belki yüzlerce yıl hissedilecek bir milli takımı alkışlamalıyız. Bu takımın bir ayağı şüphesiz yargı içerisindeki Zekeriya Öz, onunla çalışan takım ve ona bu imkanı veren onun gibi “çürük elmalar” . Öbür ayağı ise isimsiz Emniyet mensupları.   (devamını oku…)

Read Full Post »

Miraç Gecesi

mescidi_aksa_1.jpg
Mescid-i Aksa

***************************************************
Miraç Gecesi ‘nin tüm dostlar, okurlar, yakınları ve Alem-i İslam için hayırlara vesile olmasını dilerim. Dualarınızda fakiri, hasta validesini ve Miraç topraklarındaki kardeşlerimizi ihmal etmeyiniz.
*************************************************** (devamını oku…)

Read Full Post »

Güngören terör eylemini duyar duymaz benim de aklıma ilk gelen ihtimal PKK’dan çok Ergenekoncu çeteler idi. PKK tereörü için olğanüstü bir sebep aramak gerekmez. Lazımsa K. Irak’ta devam eden operasyonlar verilir. Ama bu ilk akla gelen “olağan şühheli” açıklaması beni pek kesmedi birçokları gibi.

Son birkaç ayda ortaya çıkan deliller “millet biribirine düşer, çatışma çıkarsa bir umut var, yoksa bunları şey etmek zor” diyen Ilhan Ağebeygillerin bu apokliptik emellerini gerçekleştirmek için gerektiğinde ulusalcı, komunist Türkçü, Kürtçü bilumum çete ile çalıştığını hatta şeriatçı çete dahi örgütlemekten geri durmadığını öğrenmek  bazılarımıza hiç te şaşırtmadı. (devamını oku…)

Read Full Post »

En pespaye, her cümlesinden cehalet, ahlaki ilke,  akıl izan sefaleti  fışkıran yazıların altına bir veya bırkaç darb-ı mesel yerleştirerek (çoğunlukla Batılı filozoflardan) sofistikasyon ve yalancı şehadet enjeksiyonu kurnazlığına baş vuran köşe kadılarına çok rastlamışsınızdır eminim.  Eh bu  “mürşidlerin” bir de müritleri var di mi? Mesela mürşit “dingil,  karnını kaşıyan,  bidon kafa, Ole Ren (Geyiği)  gibi veciz ifadelerle felsefe yapar ise bu bigelik mürit seviyesine indiğinde ne hal alır sizce? İşte aşağıdaki satırları da birkaç ay önce  böylesi bir müritın bir dost sitede zikrettiği felsefeye cevaben yazdığım bir yorum idi. Arakladım.  

Bu Bekir Coskungiller tarafından irşad edilen burada da ilim ve irfanını muhtelif rümuzlarla bizlerle paylaşmış laikçi mürit şöyle buyurmuş özgürlükçüler konusunda:

Unutmayınız;

Nerede özgürlük diye bas bas bağıranlar var ise biliniz ki zulum peşindedirler…(konfüçyus)”

Yazan: hubbez Tarih: May 7, 2008 4:18 AM”

 

 ***************************************** (devamını oku…)

Read Full Post »

Huyları batsın,  Atatürk’ü çok seviyorlar!

Resim için Kaynak: Radikal

Read Full Post »

 

Apturaman Ak Parti’yi kapatma davasını açtığı anda bunun bir Sıtmaya Razı Etme Operasyonu olduğunu söylemiştim. O zamandan beri köşe kadılarının çoğu ya “bu işin bittiğini” yazdılar ya da her günkü rüzgarın esiş yönüne göre borsa gibi görüşleri inip çıktı ve kapanırsa ne olur kapanmazsa ne olur türü yorumlar yaptılar. Bu gün nerede ise tamamı artık kapatmanın “fizibil” olmadığı noktasına gelmiş vaziyetteler. Ben hala başlangıçtaki görüşümü koruyorum.

 

“Ama ne bilsinler Ergenekon faktörü henüz araya girmemişti” falan dersek  o “köşe kadılığı, kanaat önderliği, duayenlik”  pozisyonlarını sadece laf salatası yapma kabiliyeti ve eş-dost cemaat ilişkileri  vasıtası ile  tuttuklarını, feraset basiret gibi melekelerinin bununla alakası olmadığını kabul etmek zorunda kalırız; ayrı mesele.

 

Dün başbakan Parti’nin  kapatılması davası ile Ergenekon meselesini ilişkilendirerek  kendisini tuzağa düşürmek isteyen bir uyanık hanım gazeteciye “haşa” diyerek cevapladı. (devamını oku…)

Read Full Post »

Ahmet Altan ABD Başkonsolosluğu terörünü tahlil eden yazısını dindarları “içtenlik, merhamet ve masumiyet” testine tabi tutuyor şu satırlarda:

”..saldırı, Türkiye çok kritik bir noktadayken gerçekleştirildi. Onun için her şeyi kuşkuyla karşılamak gerekiyor.
Polisleri öldüren bu kanlı ve ahlaksız saldırı belki bir gün aydınlanır.
Ama bizim cevap bekleyen daha büyük bir sorumuz ve sorunumuz var.
Bu dört kişi “Müslümanlık” adına cinayet işlediler, onları oraya gönderenlerin amacı ne olursa olsun, o dört kişi oraya “din” adına gittiler.
Peki, Müslümanlık böyle bir şey mi?
Din bu mu?
İnsanları öldürmek mi?
Cinayet işlemek büyük bir günahken, cinayeti işleyenler Müslüman olunca, bu günah “sevaba” mı dönüşüyor?
Eğer biz bu ülkede hep birlikte demokrat ve özgür bir sistem kuracaksak, dindarlarımızın bu sorulara gür bir sesle cevap vermesi gerekiyor bence.
Ben bu ülkede demokrasiye doğru giden yolda “dindarlara” büyük görevler düştüğüne inanıyorum.
Bize gerçek demokrasiyi getirecek olan en önemli güçlerden biri dindarların içtenliği, masumiyeti ve merhameti.
Bu içtenliği, masumiyeti ve merhameti dile getirmek de, benim gibilere değil, gerçek dindarlara düşüyor kaçınılmaz olarak.”

(devamını oku…)

Read Full Post »

Radavan Karadziç nihayet yakalandı!

O da eski Yugoslavya’nın Ergenekon’unun 1 -numarası idi. O da öz be öz Sırp olmayanın yaşama hakkına inanmazdı. Ulusalcının danıskası idi. Bosna’da 200 bin kişiyi katleden çetesinin kompozisyonu da, devşirme şekli de gayeleri de toplanış şekli de Ergenekoncularınkinin aynısı idi. Zira namuslu insanlar için en büyük ceza namusuzların cezasız kalmasıdır ve zira şerre verilen taviz onu cesaretlendirir, yeni şer için zemin hazırlar, bütün iyiler Mephisto’nun cocuklarından hesap sorulmasını kişisel dava yapmalıdır. Bu konjunkturel siyasi mulahazalara feda edilmeyecek ehemmiyette bir insanlık sorumluluğudur. Nihai tahlilde ahlaki doğrular aynı zamanda siyasi doğrulardır.

Belgrad Kasabı cehennemde.  Beyrut kasabı 2 senedir layık olduğu bitkisel hayatı sürüyor.

Harare Kasabı’nın etrafındaki çember her gün daralıyor; sonu yakın. 

Roma ve Berlin kasapları malum-u aliniz.

Darısı diğer yerli ve yabancı Ergenekoncuların başına.

Read Full Post »

I. Cihan Savaşı sırasında Amerikan senatörü Hiram Warren Johnson’un “savaşın ilk kurbanı hakikattir” dediği rivayet edilir – ki 1918 de henüz bu günkü kadar tekâmül etmiş bir psikolojik savaş yoktu ve hali ile ne siyasi doğruculuk ne de dezenformasyon bu günkü kadar geniş kullanımda değildi. Türkiye’de taraflar için bir var oluş mücadelesi olma istidadı gösteren rejim tartışmalarının aldığı hali savaş olarak tanımlamanın hiç te abartma olmayacağı ve bu savaşın öncelikle psikolojik metotlarla yürütüldüğü gerçeğini kimsenin yadsıyacağını sanmıyorum. Bu psikolojik savaşın yarattığı fikir ortamı kirliliği maalesef faziletli motifler ile işe başlamış olanların dahi zamanla ayakta kalmak için veya stratejik yöntem olarak siyasi doğruculuğu ahlaki doğruculuğa tercih etmeleri olayına sıkça şahit oluyoruz.

Zira faziletli gayeler için yalnızca faziletli vasıtaları kullanmak, doğruculuktan, ahlaki ilkelerden taviz vermeden siyasi, entelektüel arenada faaliyet göstermek herkesin fosur fosur sigara içtiği bir odada ciğerleri koruyabilmek veya hormonlu toprakta organik sebze üretmek kadar zor iş. Bu kirli atmosfer içerisinde sunulacak doğruların “Establishment” veya “mainstream”’ in (ikisinin de tam Türkçe karşılığı yok, ‘kurulu düzen’ ve ‘ana damar’ tercümeleri tam oturmuyor) spesifik yargıları olmasa da “esas kuralları” dışına çıkmamanın “altın kural” olduğunu öğrenirler ayakta kalmak, marjinalize olmak istemeyen siyasetçiler, entelektüeller. Batı’da bu kavram için PC (“political correctness” , siyasi doğruculuk) denir. “Doğruyu bilip te söylemeyen dilsiz şeytan” olabilir ama “her doğrunun her yerde söylenmeyeceğini” bilir “stratejik” düşünenler. Bu sadece bizde değil her yerde böyledir. Entelektüel şantaj, “vur abalıya” sendromu hatta gene Batı terimi olan “entelektüel fahişelik”, bu kirli havanın “iyi niyetler” barındıran zihinlerin dahi muaf olmadığı tahribat tezahürleridir. (devamını oku…)

Read Full Post »

Older Posts »