Archive for Mart 2007

Epeydir bizim çeteden bahseder dururdum. Bebekliklerinden bu yana bu gün yarin derken ancak şimdiye kısmet oldu takdim etmek.

Melek Danny (The Patron Saint of the Gang):
pdr_0051-crop-mod30.jpg

Mevcut elemanların koruyucu meleği, onların burada varlık sebebi, katıksız güzellik, masumiyet, asaletin tanımı. 30 Mayıs 2006’dan beri sadece rüyalarımı hayallerimi süslüyor. 16 yıl önce Texas’ta hayatıma girdi birkaç haftalık iken.. Çıkmadı, çıkmayacak. Bu resim dünyadaki son saatinden (Gençlik resimleri açılmamış bavullarimdan cikardığımda burada). Bu da ona mektubum.
(daha&helliip;)

Reklamlar

Read Full Post »

Mevlid Kandili

4gul-60.jpgTüm dost ve okurların Mevlid Kandili’ni tebrik eder Alem-i İslam ve insanlık için kutlu başlangıçlara vesile olmasını dilerim.

NAAT

Read Full Post »

Turkçe The scene is all too common in my beloved motherland. I should have grown insensitive to it by now. But then why don’t they ever cease to horrify me each time? Maybe I am a softie? Could be; but so be it. After all, there is no shortage of though-guys around here. Let there be a few exceptions.

Crime scene is Love Lake (Sevgi Gölü), a tranquil spot for the city-dwellers to take a respite from the hustle-and –bustle of the daily life in the congested Samsun metropol by the Black Sea. The victim and the murderer differ depending on who you ask.

The trial held on the spot, lasted shorter than one before the infamous Three-Alis’ Court.*

According to the proud municipal workers, they were doing nothing more than figting crime, by killing a murderer.

The crime: Eating fish.

The defendant, a cormorant however, takes exception from the testimony of the workers on what transpired; she was the real victim she urged the court.

“I was minding my own business searching for a fish or worm for the cihcks in the willow tree over that hill. Then came this huge flightless hawk and grabbed me by the throat” she is reported to say.

And then?

You tell me what then, I only have a bird-brain you know? How could I possibly comprehend your doings in your immense wisdom and honor?

The verdict surprised nobody:

The crime was so vile it was opined, that the criminal was beyond rehabilitation and reintegration into her family, community or the nature.

“Execution” he wrote!

The mode of execution: Kicking and smashing followed by hanging before the eyes of the viewing public and the media, who not only enjoyed the show but got the biggy for their editors! So proud were the executioners for their victory that they posed to the eager cameramen with their trophy, the karkas!

THE MOMENT OF EXECUTION
karabatak24.jpg (daha&helliip;)

Read Full Post »

English

Aşağıdaki resimlerdeki kahramanları tanıdınız mı dostlar?

Ben tanıdım.

Burada öldürdükleri iç düşman karabatak cesedi ile poz verenler, gene Samsun’da bayrak önünde poz veren güvercin katili ve kahraman ağabeyleri.

Bunları Van’da masum ve asil, belki yavrularına yiyecek arayan kurdun boğazına ip geçirip işkence ile öldürürken zevkten dört köşe olan Marquie-de Sade’i utandıran yaratıklar!

Bunlar köylerinde eşekleri, köpekleri ile romantik ilişkiye giren, sonra “kız arkadaşlarını” tavuk yedi diye asan şerefli insanlar!

Bunlar üniversite civarındaki köpek yavrularını “bizden olmayan Hüseyin Hatemı besliyor” diye zehirleten çağdaş rektör Alemdaroglu’nun gururu.

Bunlar çocuklarına kedi gözü çikarma oyununu oğreten babalar!

Bunlar dünyaya “bağımsız ve şanlı KKTC’yi tanıyın” deyip, oranın Başbakanını “niye Türkiye’nin bayrağı, İstiklal Marşı yok lan” diye fırçalayan, “kodumu oturtan” paşaların gururu kahraman vatandaşlar! (Nemi alakası var? Aaah dostlar uzun hikaye, ayni kumaştan mamül diyeyim şimdilik)

Siz de tanıyın bunları!

HABER:

Balıkları yiyor’ diye karabatağı idam ettiler
Samsun Büyükşehir Belediyesi’nin yaptırdığı Sevgi Gölü’nde objektiflere tüyler ürpertici görüntüler takıldı. Bir karabatak kuşu, gölde balıkları yiyor diye belediye görevlilerinin hedefi oldu.

Göle girip karabatağı yakalayan görevliler, onu bir süre yerde tekmeledi, ardından boynuna ip geçirip öldürdü. Gazeteciler, olayı saniye saniye görüntülerken, belediye görevlisi gülerek poz verdi. Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Kenan Şara, görevliler hakkında soruşturma başlatacaklarını söyledi.

İŞTE FAZLA BALIK YİYEN KUŞUN İNFAZ ANI
karabatak24.jpg
(daha&helliip;)

Read Full Post »

Sayın Baykal’ın RTE, Akepe, Yeni Şafak, Vakit gazeteleri ve Kanal-7 televizyonu hakkındaki iddialarına “ispat edemeyen namerttir”, “müddei iddiasını ispatlamazsa müfteridir” türü cevaplar gelmesi üzerine Sn. Baykal’ın sunduğu birinci delili en güvenilir belge kaynağı olan Emin Çölaşan’ın 2003’te yazdığı bir köşe yazısı idi. İkinci ve daha bile güçlü şıracısı (pardon şahidi) ise zamanın (1998) İstanbul Valisi’ Erol Çakır. Hatırlamayanlar için biraz arka plan: Bu Erol Çakır RTE’i belediye başkanlığından uzaklaştırma, bu şekilde onun siyasi kariyerinin sona ermesi için işleme koyulan, başarılı (!) operasyon içerisinde görevini hakkı ile ifa etmiş idi. Fakat “incelemeden” bir şey çıkmayınca “şiir durumundan” alaşağı edilmişti RTE.

baykal-seytani-gulumseme.jpg Çakır’ı birçoklarımız korumasının soyguncu, çeteci olması, başörtülü İmam Hatipli kızlara kelepçe vurdurması, ve 99 depremi sırasında vinç getirtmeyip polis(ler)in enkaz altında kalarak can vermesine neden olduğunu düşünen bir DSP milletvekilinden tokat yemesi ile hatırlıyoruz (yumruk diyenler de var). Şimdilerde ise bu Çakır Susurluk’tan, Danıştay sadırısı, JITEM’den Hrant Dink cinayetine kadar bilumum derin devlet organize işlerinin altından çıkan emekli subay (rütbesini hatırlayamadım, sanıyorum albay idi) Veli Küçük’ün iş ortağı imiş. Çakır’ın diğer bir özelliği ise Yüce Divan’dan zaman aşımı ile kurtarılarak ne kadar dürüst ve dahi “yollu” (yolsuzun karşıtı) bir devlet adamı olduğunu ispat ettiği için hemen kolları sıvayıp “yeni kazanımlar” için alternatif siyasi oluşumlar arayışı turlarına çıkan , Mesut Yılmaz’ın adamı olması. O kadar “adamı” imiş ki Mesut’un, fazla dürüst ve de meşruiyetçi olmasından dolayı görevden uzaklaştırdığı Sadettin Tantan sonrası donemde kendisini İçişleri Bakanı yapmayı dahi düşünmüş. Çakır da Yılmaz ve bilumum 28 Şubatçılara kadirşinaslığını göstererek “yaw bence bu belediyelerin verdiği ihaleleri kazananlara ödenen mebalgin yarısını garanti Yeni Şafak, Vakit ve Kanal-7 ‘ye aktarıyor; araştırın bulun bir şeyler” mealinde bir mektubu Mesgut’a gönderesi imiş. (Biz de, ISKIGATE’ci sosyal demokratlar da böyle yaptığına göre dincilerde yapıyordur” diye düşünesi imiş). Yılmaz’ın İçişleri Bakanı Sadettin Tantan kendisinin Fatih Belediye Başkanlığı zamanından kavgalı olduğu RTE’nin belediyesi ve bu yayın kuruluşları hakkında 6 aylık bir inceleme yaptırmış, ve binlerce sayfa dokuman mufettişlerce incelendikten, ifadeler alındıktan sonra ”iddiayi destekler hiçbir kanıt bulunamadı” mealinde rapor verilmiş. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Prof. Mustafa Erdoğan

Nerede toplum varsa orada hukuk (da) vardır. Bu hikmetli söze özellikle hukukçular çokça atıf yaparlar, ama onların bile bunu her zaman doğru anladıklarından emin değilim.

Çünkü, hukukçuların büyük çoğunluğunu etkisi altına almış olan pozitivizm onların hukuku hemencecik devletle özdeşleştirmelerine yol açar. Böylece, hukukun evrenselliğini vurgulayan bir söz devleti meşrulaştırmanın bir aracı haline dönüşür.

Nitekim hukuk kitaplarımızda yaygın olan hukuk tanımı da bu anlayışa uygundur. Buna göre, hukuk devlet destekli müeyyidelerle uyulması garanti altına alınmış bir normlar sisteminden başka bir şey değildir. Bu normlar da zaten devlet (veya egemen otorite) tarafından üretilmiş sayılırlar. Özünde sivil ve ahlákî olan hukuk böylece hem devletleştirilmiş hem de ahlákî kayıtlardan kurtarılmış olur. Bu durumda tabiî hukuk nedir derseniz, onun da cevabı hazırdır: Filozofların masa başı saçmalıkları veya en azından spekülasyonlarıdır.

Bu devletçi hukuk konsepti bizim siyaset tasavvurumuz ve pratiğimizle de gayet tutarlıdır. Bu bizim yöneticilerimize hukuk devletini kanun devletiyle özdeşleştirme imkânı verdiği için toplumun yönetilmesini kolaylaştırıyor. Bu anlayış keza Anayasa’dan başlayarak bütün bir kanunlar sisteminde tecessüm eden hikmet-i hükümet felsefesine de dokunulmazlık sağlamaktadır. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Son zamanlarda blogistan’in muhtelif mekanları arasında bir “mimleme”, “sobeleme” ve/veya “kritize” dalgası’nın yayıldığını fark etmiş bulunuyorum. Daha önce Gölge Oyunu beni mimlediğinde önce “acaba andıçlama veya fişlemeye benzermi” endişesine kapılmış idim. Ancak olayın “bloglararasi kardeşlik ve dayanışmayı güçlendirmeye matuf” olduğu açıklaması ile yüreğime su serpilmiş idi.

Önce Dil Yaresi

Radikal’in en yaşlı yazarı Hakkı Devrim’in Türkçemiz’de CNBC-E, “sienbisi-i” mi yoksa “sienbisi-e” mi okunur, inteligentsiya mi entellektuelmi yoksa l’lerin birini düşürdüğümüzde mi daha bir öztürkçedir gibi açılımları ile dilimizin saf ve dahi “pure” kalmasına katkılarda bulunduğunu herkes bilir eminim. Fakir de Türkçe’ye hakimiyeti ile değil ama kronoloji durumundan (teşekkürler Fethi Bey!) Hakkı Devrim’in “dil yaresi” şapkasını ödünç alarak başlasın müsaadeniz veya izniniz ile.

Nedir bu “benim kritizem”, “senin kritizen” muhabbeti dostlar? Tenkit kelimesi Türkçe değil diye eleştiri icat edilmedi mi bu memlekette daha yakınlarda? Ee, ne oldu, onun miyadi ne çabuk doldu da şimdi “kritize” yazıyoruz? Latin kökenli bu kelimeyi illa da kullanacak isek “kritize“ isim değil fiildir. Isım olanı İngilizce ve Fransızca’da critique Almanca’da kritik’tir. Dolayısı ile kritize edebilirsiniz veya kritik yazarsınız.

Bunu sistemimden çıkardıktan sonra esas mevzuya gelebilirim.

Birkaç gün önce İzlenmeler sitesinden gelen ziyaretçi sayısının artışından olağandışı bir şeyler olduğunu fark ettim. Gidip vaziyeti yerinde incelediğimde derin devlet veya Gladio parmağı bulamadım ama site sahibi Fethi Bey tarafından tam da mimlenmiş olmasam dahi gönüllü mimlenmeye maruz kaldığımı öğrendim (çok nazik bir üslup ile olduğunu da not edeyim).
(daha&helliip;)

Read Full Post »

Older Posts »