Archive for Haziran 2016

“Üst akıl” emridir:        Bunlarla barış!                                   Bunlarla savaş!

Daha önce defalarca yazdım; bu gün özeti:

Türkiye IŞİD’in “tabii düşmanları” arasında değildi. Şimdi baş düşmanlar arasında. 2-3 yıl önce Musul Konsolosluğu  çalışanlarının rehin alınması Musul’un işgalinin bir parçası idi. Bizi hedef alan bir eylem değildi. nisbeten kısa bir sürede serbest bırakıldı. Onlar Amerikan, Fransız, İngiliz, Alman ya da İranlı olsalar idi sağ çıkma şansları  yoktu.

“Üst akıl” Türkiye’nin PKK yerine IŞİD ile savaşması kararını vermişti. Ama efkar-ı umumiyi, Erdoğan ve AK Parti’yi buna ikna etmek gerekiyordu.

Önce IŞİD’e yardım ediyor “terörist otobanı” türü propaganda ile Türkiye sanık sandalyesine oturtuldu. Erdoğan ve Türk psikolojisini bilenler Erdoğan’ın “böyle olmadığını isbat” için aşırı bir IŞİD’le savaş, mücadele savunması vereceğini biliyorladı.

Sınır geçişleri, ekstra kontroller, tutuklamalar, sonrasına obüs bombalamaları, PKK’ya karşı yapılan her hareketle eş zamanlı IŞİD hedeflerinin vurulması vs..ile “Bak  eyy Batı, IŞİD’le nasıl savaşıyoruz” dedi Erdoğan! Ama Batı “aferin” yerine en fazla “yetmez ama evet” dedi. Ve bizimkiler daha da arttırdılar IŞİD’le savaş dozunu.

Netice: IŞİD için birincil hedefler arasına girmeyi başardık! Bir taraftan dostları arttırma-düşmanları azaltma, hedef küçültme atağında iken diğer yandan -ve belki de bunun karşılığında kendimizi İŞİD’e birincil hedef yaparak hedef büyültmeye gittik (bu sonuçta “Beştepe’de dahi hala var olan” Paralel mi yoksa onun dimdik sandığı danışmanlar mı rol oynadı bilmem ama iyi niyeti ve dış dünya hakkında bilgi eksikliğini sömüren bir takım danışmanlar tarafından manipüle edildiğini sanıyorum)

Şimdi son aşamaya geçti “üst akıl”.”İçerdeki Ali Bayramoğlu (varın diğerlerini siz sayın – ben bu adamın ajan olduğunu düşündüğümü de not edeyim. Bkz. http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/ertugrul-ozkok_10/durun-hemen-gitmeyin-daha-soracaklarim-var_40124496 ve http://www.yenisafak.com/yazarlar/alibayramoglu/isid-vahseti-ve-uyarilar-2030096) dışardaki Henri Barkey’den David Philips’e  Siyonist sözcüleri (siz İsrail’le mutabakattan ne anladınız? Yok öyle 5 kuruşa üç köfte!)  diğer propagandistler korosundan papağan gibi  “PKK’yla savaşı bırak İŞİD’i birinci düşman yap” hatta IŞİD’le savaşmak için PKK ile barış yap, işbirliği yap” diyorlar. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Öncelikle not edelim ki  bir siyasi liderin diplomalı veya diplomasız oluşunun onun rütbe-i aklı,  yönetim kaabiliyeti ile zerre miskal alakası olmadığı bizdeki ve dünyadaki, bu günkü ve tarihteki örneklerle sabittir. Ziya Paşa’yı bir kelime çarpıtırsak “Ayinesi iştir kişinin diplomaya bakılmaz/ Kişinin görünür rütbe-i aklı eserinde”.

Ama olayın doğruculuk, yalancılık boyutu halkı ilgilendirir. Şu da herkesin bildiği sırdır ki insanlar, mevkiler, makamlar, menfaatler elde etmek için yalan söylerler veya büyük abartmalar yaparlar. Örneğin birisi yurt dışında kötü bir okuldan diplomalı ise “Oxford’da İngilizce kursuna gittiği” ‘ni yazdırır CV’sine, biosuna, Ekşi Sözlük’ten, Vikipedi’sine kadar. Doktorlar ABD’de Harvard’ın hastanesinde “ameliyat seyretim ve ücretsiz laborantlık yaptım” demez. “Harvard’da bilimsel araştırma yaptım” der. Veya Özal’ın “bilgi ve görgülerini arttırsınlar” programı ile her kaymakamı altı ay ABD’ye göndermesinden istifade edenler bunu “ABD’de kamu yönetim üzerine araştırma inceleme” vs diye takdim ederler ve işe de yarar. Neyse, anladınız.

Üniversiteler, Akademiler, Yüksek Okullar

1982’de Kenan Evren’in son verdiği dönemde yüksek öğrenim kurumları üniversitelerden ibaret değildi. Üniversiteler yanında akademiler, yüksek okullar ve münhasıran orta lise öğretmeni yetiştiren eğitim enstitüleri vardı (İlk okul öğretmenleri lise dengi öğretmen okullarından). Mesela Gazi Üniversitesi  Gazi Eğitim Enstitüsü idi. Önceleri 2 yıllık olan bu öğtretmen mektebi sonradan 3 yıla çıkarılldı (sanıyorum 1970 civarı). Bunlar üniversite dengi değildi ve ayrı sınavla öğrenci alırdı.. “Akademiler” dört yıllık idi (Yıldız Mimarlık Mühendislik Akademisi örneğin- evet bu günkü Yıldız Üniversitesi). (daha&helliip;)

Read Full Post »

Feline Chronicles

İslam’da hayvanların yeri üzerine fetva verecek teçhizatım da yok salahiyetim de. Söyleyeceklerimin muhatabı tüm insanlık, kaynağı da vicdan ve akıldır. Herhalde şu kadarı üzerinde tartışma yoktur:…

Kaynak: Onlar Ramazan olduğunu biliyorlar mı?

View original post

Read Full Post »

ali-b-670“Soykırım lobisi” ‘nin en ateşli ve eski elemanlarından olmasından ve dahi ennn “bizden” gazetenin başyazarı olmasından  dolayı Ali Bayramoğlu’yu muhatap aldım ama gavurun ifadesi ile “ayakkabı uyuyorsa giy” diyorum ilgilenen herkese.

Soru 1: 1915 olaylarına “soykırım” demekten ve bunun için “özür dilemekten” duyduğunuz gururu gene ifade etmişsiniz, tebrik ederim! Bu tutumunuz hangi saiklere dayanıyor?

-Hukuki ise biliyorsunuz uluslararası hukuk geriye işlemez, BM’nin “soykırım” kararı bildiğim kadarı ile 1948 tarihli ve sadece Holokost için kullanılan bu ifade sonrasında bazı olaylar için kullanıldı. 1915 -19 arası için bu ifadenin kullanılmasının hukuki dayanağı ne?

-Vicdani ise soru şu (ki bu soruyu Star-Açık Görüş için yazdığım Ermeni Sorunu’nun Yüzleş Kurtul tarafıErdoğan’ın Ermeni Taziyesi ve vicdanın paketlenmesi ve bu blogdaki bir çok yazıda sordum):

Dünyada tarihin veya son bir kaç yüzyılın veya son yüzyılın tüm “soykırım iddiaları” ‘nı araştırıp onlara böyle adlandıran bir vicdan mahkemesi veya “dünya yüzleşme ve barışma komisyonu” kuruldu da bizimkine de o çerçeve içerisinde mi sıra geldi? Değil ise bize karşı olan bu iddiayı Batılı vicdan endüstrisi ile eş-zamanlı olarak gündemde tutma, öne çıkarmayı hangi vicdani ilke ile açıklıyorsunuz? Nasıl bir seçici vicdan ki sadece ve sadece ait olduğu ülkeyi sanık sandalyesine oturtuyor ve diğerlerini gündeme dahi almıyor?
(daha&helliip;)

Read Full Post »

SivaseskiÖnce idrak etmek üzere olduğumuz mübarek Ramazan ayının tüm Müslümanlar için hayırlara vesile olmasını dilerim.

Nedendir bilmem aklıma bu hatıra geldi, belki  Ramazan’ın infak (fukaraya yardım) ve yokluk içindekilerle empati ayı olması ile alakalıdır; ama hatırladıkça gülümsetir ve düşündürür fakiri.

Sivas’ta geçen çocukluğumuzda insanlar bu güne göre epey fakirdi ve modernitenin nimetlerinden yoksun idik. Örneğin, doğal gazı bırakın kalorifer dahi yoktu. Az sayıdaki apartmanlar dahi soba ile ısınırdı. Hal böyle olunca, herkes kış gelmeden odununu kömürünü alırdı. Odun çoğunlukla kütükler halinde gelir, evlerin önünde veya varsa bahçesinde oduncular  veye gücü yeten ev sahibi tarafından kırılır sonra odunlukta depolanırdı.

Hatıram bizim evin yarısında oturan kiracının bir odun kırma tecrübesi ile alakalı. Ben de onlara yardım ediyordum, sobaya sığacak büyüklükte kırılmış odun parçalarını odunluğa taşımakta. O sırada bir dilenci geldi “Allah rızası için bir hayır” isteyen. O zamanın dilencileri çok kanaatkar idi. Bir dilim ekmek, 5-10 kuruş para, bir parça yiyecekten öteye geçmezdi beklenti. (daha&helliip;)

Read Full Post »