Archive for the ‘Vicdan’ Category

Omurgalı entellektüel dostum Israel Shamir’in bir önceki yazıda bahsettiğim yazısı:

An excellent article on the Failed Coup by an intellectual with moral spine.

Kaynak

Drop of Light / Shutterstock.com

The most striking feature of the failed Turkish coup has been the people’s response. The plotters did their routine right: they seized the broadcasting station, they sent a sortie to kill the president, they stationed troops in the vital points, they rolled out the tanks. They calculated everything but the people’s response. As the president survived the attempt on his life, he had made the mobile phone streaming call to the nation urging people to get out and decide their future for themselves. (daha&helliip;)

Read Full Post »

SivaseskiÖnce idrak etmek üzere olduğumuz mübarek Ramazan ayının tüm Müslümanlar için hayırlara vesile olmasını dilerim.

Nedendir bilmem aklıma bu hatıra geldi, belki  Ramazan’ın infak (fukaraya yardım) ve yokluk içindekilerle empati ayı olması ile alakalıdır; ama hatırladıkça gülümsetir ve düşündürür fakiri.

Sivas’ta geçen çocukluğumuzda insanlar bu güne göre epey fakirdi ve modernitenin nimetlerinden yoksun idik. Örneğin, doğal gazı bırakın kalorifer dahi yoktu. Az sayıdaki apartmanlar dahi soba ile ısınırdı. Hal böyle olunca, herkes kış gelmeden odununu kömürünü alırdı. Odun çoğunlukla kütükler halinde gelir, evlerin önünde veya varsa bahçesinde oduncular  veye gücü yeten ev sahibi tarafından kırılır sonra odunlukta depolanırdı.

Hatıram bizim evin yarısında oturan kiracının bir odun kırma tecrübesi ile alakalı. Ben de onlara yardım ediyordum, sobaya sığacak büyüklükte kırılmış odun parçalarını odunluğa taşımakta. O sırada bir dilenci geldi “Allah rızası için bir hayır” isteyen. O zamanın dilencileri çok kanaatkar idi. Bir dilim ekmek, 5-10 kuruş para, bir parça yiyecekten öteye geçmezdi beklenti. (daha&helliip;)

Read Full Post »

ChomskyGavurun sözünü herkes duymuştur: Herkesi bazen, bazıların her zaman kandırabilirsiniz ama herkesi her zaman kandıramazsınız.

Bu söze göre  ünlü dil-bilimci/düşünür Noam Chomsky en azından bizimle ilgili konularda “bazıları”  kümesine giriyor , zira bizim yerli bize ait herşeyin düşmanları onu her defasında kandırıyorlar veya kanmıyor aslında ama ajandası onlarla örtüştüğü için onların dezenformasyonunu stratejik olarak araçsallaştırıyor. Kim bilir? Kalbine giremem ama aklına hitap etmeye çalıştım.

Daha önce Gezi sırasında kendisi ile yaptığım yazışmalardan bahsetmiştim. Kendisine bilgiyi Türkiye’deki dostlarının sağladığını ve Amnesty International (AI) ve medya haberlerinin de bunu desteklediğni ifade ettikten sonra beni “kafayı kuma görmekle”, konuda cahil kalmakla itham etmişti. Benim cevabımın da onun altında kalmamış olduğunu beni biraz tanıyanlar tahmin eder.

Adını “Barış İçin Akademisyenler” veya medya ifadesi ile “1128 akademisyen” bildirisinde görünce dayanamadım, gene sordum “katil Erdoğan” hükmüne nasıl vardığını: Yazışmaların bir kısmı aşağıdadır (tercümeler altında):

****************************
From: Bekir L. Yildirim [mailto:bekirlyildirim@yahoo.com]
Sent: Sunday, January 24, 2016 5:53 AM
To: Noam Chomsky
Subject: Are you truly interested in the facts on the ground?

Mr. Chmosky,

As in the Gezi Protests, you appear not to be bothered by the facts vis-a-vis the “Kurdish Issue” or let them get in the way of a good Erdoğan bashing.
You appear to be so confident in your stature as an independent thinker that you could get away with claim that North Korea is a true liberal democracy!

Show me or the world or informed public,  whoever means anything to you, verified facts to prove that “Erdoğan is a murderer”. I can cite to you hundreds of such facts , all using anti-Erdoğan or International watchdog, UN sources.
Facts Mr. Chomsky, verified or verifiable facts, even if you are Socrates, your claims must be supported by facts.

Do you know how many protesters were killed by police during Gezi protests? Not more than 3-4 (and only two by bullets , one by tear gas canister hitting a sensitive part of the body). That is less than half killed by the protesters.

The operations in the southeast Turkey (a.ka.Turkish Kurdistan) soldiers are carrying civilians trapped behind the ditches, dug by the terrorists, on their backs akin to Rachel Corrie trying to save the Gaza family! Yesterday they threw bombs in an elementary schoolyard where Kurdish children were receiving their semester reports. Does it matter to you? It matters to us.

If your stance is due to lack of knowledge, I invite you to planet earth and pay attention to the facts before reaching conclusions on who is murderer. (daha&helliip;)

Read Full Post »

1128 kişiymişler.

Bir tanesi Noam Chomsky, ünlü Yahudi “iyi polis”, sözüm ona bağımsız düşünür. Kendisine Gezi hakkındaki bilgilerini hangi kaynaktan edindiğini sorduğumda “Türkiye’deki dostlarım” cevabını vermişti; “medyayı da takip ettim” diye ilave etmişti. Bana da konuda ne kadar cahil kaldığımı hatırlattığında kendisine “sizin bir sözünüz vardır: O kadar az biliyorum ki ama o kadar eminim ki” diye cevap vermiştim.

Bir diğeri,  Yahudi “kötü polis” Judith Butler: Neconların dahi aşırı ucunu temsil eden bir Siyonist, (Daniel Pipes’ın işi çıkmış olmalı). Washington’daki İsrail propagandistlerinden bir tanesidir. Hangi ara “akademisyen” oldu bilmem ama cemaziyelevvelini ABD siyasetini takip edenler bilir.

Başka? Ha Nilüfer Göle. Gavurun “famous for being famous” (ünlü olmakla ünlü) takımından bir siyasi/sosyal neyse bilimci, yani laf ebeliği branşından, zira “siyaset bilimi” oksimorondur; söyledikleriniz magazin niyetine de tüketilir (bkz. bilimsellik kriterleri: yanlışlanabilirlik, tekrar edilebilirlik).

Geriye ne kaldı? Üçte biri hocasının gözüne girmeye çalışan öğrenci (nasıl akademisyen oluyor öğrenci, yoksa doğru düşündüğü için mi?).

Bakiyesi binküsur dolgu maddesi, Murat Bardakçı’nın tasvir ettiği “akademik” esamisi okunmayan, var olduklarını hissettitmek için bir çeşit grupta yer alıp “Chmosky ile berberdik” diye torunlarına anlatabilme şerefine nail olacak parazit: Bilimin paraziti, eğitimin paraziti, kaynakların, toplumun paraziti. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Ticaret insanlık kadar eskidir. Zamana ve mekana uygun her şey satılır. Kimi limon satar, kimi su, kimi kömür, kimi telefon. Aynıdır sistem. Antarktika’da soğuk su satmak pek karlı iş olmayacağı gibi çölde de kömür satılmaz. Rekabet varsa kendinize uygun, satış kaabiliyetiniz olan şeyleri satacaksınız, mala uygun sunum yapacaksınız. “Hacı Burhaneddin ve Mahdumları Disko” pek iş yapmaz. Öte yandan “Scotty’s Hac Malzemeleri (zemzem bulunur)”da pek akıllıca bir tabela seçimi  veya marketink gonsept  değil.

Hepimiz bir şekilde ticaretle iştigal ederiz, bu veya başka memlekette. Kimimiz “ne ezilen ne ezen, insanca hakça bir düzen” satarız, kimimiz Batı uygarlığı, aydınlanma, kimimiz hedonizmi, kimimiz nihilizm kimimiz zaman neyi gerektiriyorsa onu.. Ortak yanımız hiç birimizin bu ticaretlere nefsimiz için girmediğidir. Ya insanlak için, doğa için, adalet için, barış için ve tabii ki Allah içindir bütün mücadelemiz.  “Gendim için istiyorsam namerdim!” dir ortak slogan. Mutlaka bir  ulvi gaye için götürürüz malı (itibar, nüfuz, güç hepsi maldır).

Tüccar kar getireni satar.  Batıcılık satma müktesebatı olmayan Türkçülük satar, o da yoksa din ne güne duruyor? Sanki sana test mi verecekler, kalbini yarıp içine mi bakacaklar?.  Önemli olan TQ (Tüccarlılk Quotienti) dir. (Ne oldu, evet uydurdum, IQ’su düşük olanlar EQ’yu uydurduklarında sesiniz çıkmıyordu?).

Laiklerin yanılgısı gördükleri her Müslüman’ı “din tüccarı” sanmaları, İslamcılarınki ise “bana Müslüman din tüccarlığı yapıyor dedirtemezsin” reaksiyonerliği.
(daha&helliip;)

Read Full Post »

Bundan 20 sene kadar önce İzmir’de kardeşimin tanıştırdığı bir zevce aday adayı ile oturup konuşacak bir mekan arıyorduk. Bir tanesinin önüne gelince hatun, “burada enteller takılıyor” dedi. Girip çıkanlara bakınca entellerin Batılı gibi giyip kuşanan, taklidi-Batılı sosyal tavırlar sergileyen, modayı iyi takip eden, modern, cool tipler olduğunu anladım.

O hanımın algısı, biraz daha yukarılardaki tanımla bire bir uyuşmasa da kriter olarak bu gün dahi pek yanlış sayılmaz. Evet, küpe takmak (erkek), dövme, barlarda, gavur adlı “in, trendy” mekanlarda takılmak, entel gibi giyinmek (evet, malesef en anlı şanlı şairler, artistler, yazarlar için dahi var böyle bir giyim tarzı ve tesadüf bu ya “kendi kişiliklerini” değil Batılı kişilerin kişiliklerini yansıtacak illa). Ama bunlar da değil Türk entelinin olmazsa olmaz alamet-i farikaları; şunlar:

1. Milliyetçilik, dindarlık gibi illetlerle uzaktan, yakından alakası olmayacak.

2. Ait oldukları toplum ve ülke, yani “biz” diyebileceğimiz entite ne zaman bir diğer ülke, etnik, dini azınlık, kurum veya fikir grubu ile karşı karşıya gelse, mutlaka onun yanında “bizim” karşımızda yer alacak ve buna da bağıra bağıra ilan edecek aleme. Bunun arkasındaki psikolojiyi çözmek için Freud olmaya hacet yok. Türk aklı diyin, şark kurnazı diyin, olmak yerine görünerek, kestirmeden olmanın meyvelerini,itibarını almak isterler. Ve öğrenmişlerdir ki Batı’da da Jean Paul Sartre’den, Noam Chomsk’ye, Günter Grass’a kadar pek çok “saygın entellektüel” ülkelerine karşı eleştirel tavırlar sergilemiştirler. Eh delusyonları, narsisizmleri bu veri ile birleşince bu tabiatı ile “önce anti-milliyetçi, anti-maneviyatçı, anti-populist olacaksın abi”, “böylece ezber-bozan olursun, hem baldırı çıplaklardan ayrılır elit statü kazanırsın” altın kuralın üretmişlerdir. (daha&helliip;)

Read Full Post »

AK Parti üyesi olmam bana AK Parti adına konuşma hakkı vermez ama tahminim odur ki Parti’nin vizyoner yönetcileri, siyasi stratejistleri gerçekten ister karşılarında onları sorgulayan, yönetimlerine ölçülü ama ciddi eleştiriler getiren, alternatifler sunan ve millet gözünde inanılırlığı olan bir muhalefetin olmasını. Nedeni basitçe bir futbol teşbihi ile açıklanabilir. Düşünün ki İspanya’da ve dahi Avrupa’da Real Madrid ile boy ölçüşebilecek takım yok. Kendisine en yakın olan Barcelona, Manchester United, Bayern Münih gibi takımlara ne alt yapıdan futbolcu geliyor, ne para verip iyi transferler yapıyorlar ve yönetcilerinin tek derdi koltuklarını korumak ve fanatik taraftar kitlesine sahip çıkmak. Sonuç: Real Madrid her yıl gerek İspanya gerek Avrupa’da şampiyon oluyor ve bunun getrilerini cebe indiriyor. Ancak şuursuz, bütün duygularını bu günün başarısına teksif etmiş fanatik taraftar bu durumu takımı için ideal olarak görür. Ronaldo, Benzema gibi yıldızları da hocaları da akıllı yönetcileri de bu durumun uzun süre devam etmesinin kendilerini de değersizleştireceğini bilir. Zira artık ne yanılışları teşhis etme-düzeltme motivasyonu olacaktır, ne iyi oyuncu almak için milyonlar harcamaya, ne alt yapıyı geliştirmeye çalışmaya. Spor medyası, kamuoyu da her maçı farklı kazanan takımın eksiklerini ya göremeyecek, görse de bu kamu nazarında makes bulmayacaktır. Rakip takımların eleştirileri, düşmanlık olarak algılanacaktır.

AK Parti’yi Real Madrid’in yerine koyalım. AK Parti’nin akilleri de Real Madrid gibi düşünecektir şüphesiz. Keşke karşımıza oyunu kuralları ile oynayan, bize meydan okuyabilecek, yenme ihtimali olan takımlar çıksa da oyundan biz de seyirci de zevk alsa, futbola ilgi artsa, seyircinin futbol anlayışı seviyesi ve dolayısı ile futbolun marka değeri yükselse ister.

(daha&helliip;)

Read Full Post »

Older Posts »