Archive for the ‘Siyasset’ Category

3din“Bu da nereden çıktı  şimdi, bunca meselemiz varken ve hepimizi bitap düşüren konu nihayet gündemden düşmüşken” sorunuz varsa bana değil TBMM Başkanı İsmail Kahraman’a sorun. Konuları ben belirlemiyorum. Benim ilham perilerim de Aziz Nesin’in zebanileri gibidir; daha önce ifade ettim.

Biz, uzun bir İslami aktivizm, siyaset geçmişi olan, bilge adam intibaı  uyandıran Başkan Kahraman’ın sonradan “şahsi görüşüm” dediği “Anayasa’dan laiklik kalksın” mealindeki çıkışını, boş bulunma mı, akıllı strateji mi olduğu konusunda tahmin yürütebiliriz ancak. Ama niyet okumadan geçinen bunca köşe, ekran kadısı varken ne gereği var!

O zaman kavramın kendisi üzerine bir kaç düşünce

Laiklik kelimesini dünyada en fazla kullanan ülke olduğumuza bahse girerim. Kelime  Laicite Fransızca olsa da (herhalde Latince köken-düzeltme, eski Yunanca) modern zamanlarda biz devraldık. Kavram kargaşasının bir nedeni de bu zoraki modernleştirme ithallerinden olması (Bkz. Post-Modern Secularism: The Turkish Version )

Laikliiğin tanımı şu mu olmalı bu mu üzerindeki tartışmaları lüzumsuz buluyorum. Soruya aynı  kesimdeki aydınların dahi çok farklı cevaplar vermesi de yanlış soru ile işe başlandığının kanıtlarındandır.

Laiklik değil demokrasi

Temel soru laiklik tanımı değil yönetim biçimi tanımıdır. Zira laiklik olsun mu, hangi türü olsun vb seçimler bu tabiri caizse anayasaya, veya temel kanuna göre belirlenir.  (daha&helliip;)

Reklamlar

Read Full Post »

1128 kişiymişler.

Bir tanesi Noam Chomsky, ünlü Yahudi “iyi polis”, sözüm ona bağımsız düşünür. Kendisine Gezi hakkındaki bilgilerini hangi kaynaktan edindiğini sorduğumda “Türkiye’deki dostlarım” cevabını vermişti; “medyayı da takip ettim” diye ilave etmişti. Bana da konuda ne kadar cahil kaldığımı hatırlattığında kendisine “sizin bir sözünüz vardır: O kadar az biliyorum ki ama o kadar eminim ki” diye cevap vermiştim.

Bir diğeri,  Yahudi “kötü polis” Judith Butler: Neconların dahi aşırı ucunu temsil eden bir Siyonist, (Daniel Pipes’ın işi çıkmış olmalı). Washington’daki İsrail propagandistlerinden bir tanesidir. Hangi ara “akademisyen” oldu bilmem ama cemaziyelevvelini ABD siyasetini takip edenler bilir.

Başka? Ha Nilüfer Göle. Gavurun “famous for being famous” (ünlü olmakla ünlü) takımından bir siyasi/sosyal neyse bilimci, yani laf ebeliği branşından, zira “siyaset bilimi” oksimorondur; söyledikleriniz magazin niyetine de tüketilir (bkz. bilimsellik kriterleri: yanlışlanabilirlik, tekrar edilebilirlik).

Geriye ne kaldı? Üçte biri hocasının gözüne girmeye çalışan öğrenci (nasıl akademisyen oluyor öğrenci, yoksa doğru düşündüğü için mi?).

Bakiyesi binküsur dolgu maddesi, Murat Bardakçı’nın tasvir ettiği “akademik” esamisi okunmayan, var olduklarını hissettitmek için bir çeşit grupta yer alıp “Chmosky ile berberdik” diye torunlarına anlatabilme şerefine nail olacak parazit: Bilimin paraziti, eğitimin paraziti, kaynakların, toplumun paraziti. (daha&helliip;)

Read Full Post »

Bu günlerde deftere not düşmeye pek iştahlı değildim ama TV’de Taha Akyol’un programında şimdi duyduklarım tüylerimi diken diken etti; programı arasam bağlamayacaklarını, kendilerine yazsam cevaplamayacaklarını bildiğim için burada haykırmaktan başka çare bulamadım!

Şunu defalarca tekrarladılar Koru ve Bayramoğlu ve Akyol da destekler ifadeler kullandı: Gazeteci bir bilgi edindiğinde ülkeye yararlı m zararlı mı, devlet sırrı mı, değil mi olduğuna bakmaksızın yayınlamakla yükümlüdür. Bu onun ahlaki görevidir!

Sahi mi Fehmi ve Ali dedim ve Taha Akyol? Nerden öğrendiniz bu etiği, ahlakı? Retorik soru. Nerden edindiklerini biliyorum: Tabii ki önce ABD’den. Mike Wallace’dan duymuştum ilk olarak da başta Peter Jennings olmak üzere (ikisi de öldü) bir çok gazeteci karşı çıkmış idi. Sanıyorum farazi soru şu idi: Viet Nam Savaşı sırasında ABD’ye zarar verecek bir istihbarat elde etseniz yayınlar mısınız idi soru. Peter Jennings “yayınlamazdım, zira biz elimize geçen her bilgiyi, doğruluğun bilsek de yayınlamayız” diyordu. Siyonist Wallace ise Koru ve Bayramoğlu’nun cümlesini kurdu noktası, virgülüne kadar. Ne tesadüf! (Not, Batı medyası ve milli menfaatler konusunu daha önce yazdım. Bkz.
https://bekirlyildirim.wordpress.com/2012/08/06/bati-medyasi-milli-krizlerde-ne-kadar-tarafsiz/ )

Şimi bu aydınlanmış gastecilere ABD’deki tartışmadakine benzer bir kaç soru:

1. Hafazanallah, ülkemiz Rusya, Ermenistan, İsrail veya Suriye ile savaşta ve siz, elit Türk birliklerinin sınırın hangi noktasına konuşlandığını öğrendiniz. Ve bilgilerin doğruluğundan eminsiniz. Yayınlamak “ahlaki göreviniz” midir?

2. Benzer tarzda, diyelim ki Türkiye’nin nükleer silahı var ve İsrail orayı bombalayıp yok etmek istiyor. Siz asker içerisindeki istihbarattan, paralelden veya herhangi bir kaynaktan bu silahın yerini öğrendiniz. Yayınlar mısınız?

Aslında bunlar da retorik soru. Zira her üçü de hiç bir tereddüte mahal vermeyecek tarzda “evet” dediler.

Bayramoğlu ve Akyol konuya değinmediler dahi ama Koru “milli menfaat” dedi. Onu da şöyle açıkladı:

“Milli menfaat denilebilir ama bir Hükümet’in milli menfaat dedikleri şey milli menfaat olmayabilir. Gazete yönetcileri zaten milli menfaati gözetirler”

İhtiyaç duyana tercüme. 1. Gazetecilerin milli menfaat falan gibi bir derdi olmamalı (Bayramoğlu), onun kutsal görevi eline geçen bilgiyi paylaşmak.

3. Milli menfaatin ne olduğuna gazeteci kendisi karar verir, hükümet de değil devlet de (Koru) (daha&helliip;)

Read Full Post »